ÇOCUK RUHUMUZDAKİ BAHAR (İNSAN SEVGİSİ)

Baharın gelişini yaşayabilmek için hüzünlü gurbetin ,güneşe, yeşile hasret kalan arzulu türkülerini güf güf yanan soba başlarında hem dinler hem de dinlenirdik.   Odunların, kömürlerin, gübrelerin ateşi yüreğimizi ısıtır, seslerinin yanık kokan armonisi ile de ruhumuzu beslerdik.  80 günde devri alem yaşayamasakta bisikletlerimizi yeşilliklere, güzelliklere ulaşmak için çılgınca sürdüğümüz,  teravih namazlarında kıkır kıkır gülerken teyzelerin kollarıyla bizi dürdüp hocanın duayı bitirişiyle tüm içtenliğimizle ‘’amin’’ dediğimiz, anneannemizin Tavşankanı demlediği çayı içemeyip yarısına kadar su dolduran, kestanelere  çizik atmak için yarışan ,kalplerde kötülük olmadığı dünyayı hayal ettiği halde  her korktuğunda karanlığa gizlenen, meşelerimizle, tasolarımızla zengin olma hayallerine daldığımız, rüyalarında kendini bulan çocuklardık biz.

Ayrı dünyaları taşıyor olsak ta aynı dünya da aynı, suyu, havayı, ekmeği kullanıyor, elektrikten, güneşten, ay dan , gezegenlerden, mevsimlerden  istifade ediyoruz. Kurallar hiyerarşisine sevgiyi ölçülebilen bir nesne gibi oldurmaya çalışıyoruz. Halbuki dünya da en güzel şeyin kalpte insan sevgisi olduğunu ne de çabuk unutuyoruz.

Yeryüzünde nefes aldığım sürece mor salkımlı üzümlerin saçlarımızı okşadığı , hanımellerinin ruhumuza dokunduğu , her dakikasında huzur kokan sokak başlarında  kollarımı açıp bekliyor olacağım seni gökyüzü kızı.

Yağan ılık yağmurun bestelediği  müziğin dinginliğini ruhaniyetin varoluş inkişafına giden yollarında birlikte yürümek için söz veriyorum.

Mars’ın cesareti, Venüs’ün aşkı, Güneş’in ruhu, Ay’ın naifliği, Satürn’ün güvenliği, Jüpiter’in sonsuz erdemi ile seninle olacağıma söz veriyorum.